Delikanlı deyimi Çerkeslerde ergenlik çağı gelmiş genç anlamında kullanılmaz. Çünkü Çerkes çocukları on yaşını geçince artık delikanlı sayılır. Kendilerinden mertlik özellikleri beklenir ve istenir. Bunu sağlama konusunda Çerkes görgü yöntemleri rekabet kabul etmez.
Ağıtları, şarkıları hala dillerde dolaşan Prens (Pşikoy) Rus ordusuna saldırarak ünlü Baş Komutan General Zassı atından aşağıya attığı, generalin bindiği atı alıp getirdiği, o kanlı savaşta üç kez at yararak değiştirdiği, ancak kendisi yorulmayarak: "Atımı sevgilime götürünüz. Başkaları tuzlu su akıtırken kendisi kanlı su akıtsın" diyerek şehit olduğu zaman henüz ergenlik çağına gelmemişti. Değişik savaşlarda sekiz yara almış olan Şeruluk, şehit olduğunda on dört yaşındaydı. Çocukların yükseklik derecesini gösteren bu gibi cesaret örnekleri pek çoktur. Onlardaki bu yeteneği doğanın onlara verdiği özel bir ayrıcalık olarak kabul etmek yerindedir. Çünkü yüksek bir ruh taşıyan Çerkes delikanlısının sağlam kişilikleri hiç bir konuda başkalarından geri kalmasına izin vermez. Kendisine onur ve makam oluşturacak tek aracın soyu ve serveti değil, çok başka özellikler olduğunu bilir. Bundan dolayı Çerkes delikanlılarının hepsinde üstünlük iddiası ve şöhret eğilimi fazladır. Savaş meydanında, toplantılarda, eğlencelerde yüksek görgüsüyle, yüksek kişiliğiyle yaşıtlarına yüksek olduğunu göstermeye çalışır.
Delikanlı arsız değildir. Ancak acizlik bilmez. Uyuşuk ve sessiz yaşamı sevmez. Sonsuz özgürlük diyarı olan bir yerde doğup büyüdüğünü çok iyi bilir. Hareketli ve atak bir ortam içinde canlı ve hareketli olmak gerektiğini bilir. Bundan dolayı ortama uymaya çaba gösterir. Söz kendisine düştüğü zaman oldukça rahat konuşur sorununu dile getirir. Özellikle toplantılarda güzel söz söylemek, Çerkeslerce çok onurlu bir özellik sayıldığı için, o gibi yerlerde sıkılmak, kekelemek, beceriksiz davranmak delikanlı için büyük bir özür ve ayıp sayılır. Bundan sözederken Mr.Bell aynen aşağıdaki açıklamaları yapıyor: "Meclislerde halk işlerini görme sırasında, büyük bir topluluğa karşı insanların hiç sıkılmayarak kolaylıkla anlatıcı ve güzel konuşmalarda bulunması beni hayran bırakmıştı. Bu güzel örnek özgürlüğe, toplulukların çokça olmasına, genel çıkar için herkesin büyük ilgi göstermesine yorumlanabilir. Serbest konuşanların içinde hepsinin üstünde iki kişi mertçe, hatip tavırlar ile benim şimdiye kadar Ayan ve millet meclislerinde avukatlar toplantılarında, tiyatro sahnelerinde seçkin olarak gördüklerimin hepsiyle rekabet ederler"
Güzel söz söylemeye, serbest söyleve alışmak için delikanlılar, büyüklerin bulunmadığı ortamlarda alıştırma yaparlar. Aralarında yaptıkları muhabbet toplantılarında bu yeteneklerini geliştirirler. Ayrıca bu toplantılar bir görgü okuludur. Toplantılar açıktır. Gençler orada gördükleri kuralları, gerekli gördükçe göstermeye hazırlanmak zorundadırlar.
Mr.Bell diyor ki: Çerkesler düşüncelerini canlı, çoğunlukla açık ve hızlı bir biçimde ortaya koyma konusunda büyük bir üstünlük gösteriyorlar. Halk, doğaları gereği tartışma ve değerlendirmeye alışkın olduklarından çoğu kez küçük şeyler için tartışma olur.
İşte bu eğitimin sonucu olarak delikanlıların davranışlarında doğal bir serbestlik, gerçek bir kibarlık görünür. Başka uluslarda hükümdar dairelerine ait sayılan yüksek nezaket ve inceliği Çerkes delikanlıları doğal bir yaşam biçimi olarak öğrenirler. Bu nedenle davranışlarında ikiyüzlülük görünmez, temiz bir doğallık gösterir.
Nefsini dizginlemek Adighe olmanın birinci koşulu olduğu için Adighe delikanlısı hiç bir hareketinde kötü alışkanlıklara düşmez. Her konuda VERKİĞ yani kibarlık onun rehberi olur. Çünkü kibarlığı ihmal etmeyi insanlığı bırakmakla bir tutar.
Adighe delikanlısı korku bilmez. Yürek, akıl, irade onun için esas olduğu gibi cesareti cahilce değil akıllıca yapmak ister. Bundan dolayı Çerkesler; cesurdan korkma o, cesaretini haklı işlerde mücadelede gösterir derler. Delikanlıların medeni cesaret konusundaki Mr. Bellin önceden anlatılan sözleri de dikkate değer. Onlarda korku büyük bir kusur sayılır.
Çerkes delikanlılarının kahraman yetişmesindeki etkenlerden biri de şiirleridir. Onlarda cinsellik duygularına seslenen şiirler yoktur. Dans müzikleri dışında bütün şiirleri yiğitliğe, iyiliklere ilişkin taşlama ile ağıtlardır.
Her olay üzerine Çerkes ozanları olayda kendini gösterenlerin övgüsünü, becerisizlik gösterenlerin taşlamasını gösteren şiirler söylerler. Böyle şiirler erkek, kız herkesin dilinde dolaşır. Her toplulukta kahramanların adı saygıyla anılır, beceriksizlerin de adları alay ile yinelenir. Bu hareket delikanlıların erdem ve görgüsüne büyük etkiler yapar ve delikanlı bu övgülerde adı geçsin diye ün ve onur sahibi olmasını sağlamak için harikalar yaratmak aşkını taşır.
Mr.J.BELL diyor ki: Her türlü örgütten ve araçtan yoksun olan Çerkeslerin Rusyaya karşı bu denli uzun süre direnç göstermelerindeki gizem ve bilgeliği bilmek isteyenler için şu iki nedenden başka bir şey bulamadım. Birincisi, herkesi sosyal görevini yapmaya zorlayan sosyal duygu, ikincisi, bireyler arasında kahramanlık konusunda rekabet bulunmasıdır. "
Çerkes delikanlıları ile kızlarının toplantılarda serbest ve beraberce bulunmalarında erkeklerin mert ve nazik görgülü davranmaları da önemli bir etkendir. Çünkü kızların saygı ve arzusu, erkeğin varlık ve dış görünüşünden çok kibarlığında, mertlik özelliklerindeki ününedir.
Kafkas halklarının çok eski tarihlere uzanan silah yapım sanatı oldukça ünlüdür. Bu gün Devlet Tarih Müzesi koleksiyonları arasında Kuzey Kafkasya haklarına ait çok eski zamanlarda kullanılmış ok kılıfları, sivri uçlu çeşitli silahlar, tabancalar, fişekler, barutluklar, yelme (zırhlı elbise), miğfer, kolluklar, kasatura ve kamalar, kılıçlar ve zırhlar, ok, yay, mızrak gibi savaş donanımı vardır.
Geçtiğimiz tarihlerden beri Adigelerin askeri gereksinimlerini karşılamak için ürettikleri silahların yapımı ve bunların süsleme sanatı hayli gelişmişti.
15-18.yüzyıllar arasında Kafkasyayı ziyaret eden yabancılar Çerkesya silahlarının kalitesinin ve gözkamaştırıcı güzelliğinin farkına varmışlardı. Çerkesyada her hanede oklar, mızraklar ve barutlar yapılabilmekteydi, daha zor işler ise profesyonel silah yapım ustaları tarafından karşılanırdı.
Savunma silahları
Çerkeslerin ürettikleri savunma silahları karkateristik Kafkas silahlarındandır. Miğferler, yelmeler, kolluklar, eldivenler vb. Yüksek konik biçimde yapılan demir miğferler iki parça halinde perçinlenmiştir. Bu miğferler birkaç demir ya da gümüş plaka parça ile süslenmiştir. Tezyinlerin hakim yapısında değişik motifler ve reimler izlenmektedir, çizilen motifler ile resimler miğferlerin Çerkes yapımı olduğunu belli etmektedir.
Bazı ustalar ürünlerinin üzerine kendi imzalarını ya da armalarını çakmışlardır. Miğferlerin üst halkalarına takılı flamaların sağlamlaştırılması için kırmızı sahtiyandan sırma şeritlerle dikildikleri ve motif nakışlarla süslendikleri görülmektedir. Miğferlerin alt tarafında da demir ağlardan yapılmış zırh vardır ve yüzün yarısını kapatacak şekilde yer almaktadır.Arka ve yanlarda omuzlar üzerine dökülerek vücudu kaplayan yelmeyi örtmektedir (ense ve sırt kısımlarını bütünüyle kapatmaktadır).
Ön taraf ise kancalarla iliklenmektedir. Yüksek konik miğferlerin yanısıra alçak tipli olanlarlda vardır. Uzun ya da kısa zırhlı gömlekler giyildikten sonra başa takılan yüksek ya da alçak miğferlerin ağları uzun olup sırtın büyük bir kısmını korumaktadır. Savaşçıların vücutlarını korumaya yönelik yelmeler biribirine geçmiş demir halkalardan meydana getirilmişlerdir. Halkalar yanlardaki diğer dört halkaya takılarak bir ağ haline dönüşmektedir. Yelmelerin iki kesiti vardır; yürüme kolaylığı sağlayan alt bölüm ile kafayı koruyan üst bölüm. Yakalarda hem sert ve dik görünüm vermesi hem de ensenin daha iyi korunması için örülmüş ham deri bulunmaktadır. Yaka ilikleri oldukça güzel halde gümüş ve savaş ile bezenmiştir. Bu zırhlı elbiselerin piyadeler için yapılmış olanları daha uzun, süvariler için yapılmış olanları ise daha kısadır. Bunlarda ortalama 20 ile 25 bin adet halka vardır.
Belirtmek gerekir ki yelmeler ve zırh gömlekler arasında bir takım ayrımlar vardır. Bunlardan en önemlisi yelmelerin yuvarlak demir tel kesitler kullanılarak, zırh gömleklerin ise sıkıştırılmış teller ile yapılmış olmalarıdır. Kuzey-batı Kafkasyanın Kaberdey zırhları oldukça tanınmış durumdadırlar. Bu zırhlar geçmişte Persler tarafından satın alınırlardı. 15.yüzyılda da Türklerin haraç kalemleri arasında at ve insanların yanısıra zırhlar de bulunmaktaydı. Bu işin öncüleri olan Kaberdey zırh ustaları 1660lı yıllarda önceleri Astrahana daha sonraları ise Moskovaya götürülerek çalıştırılmaktaydı.
Kılıç darbelerinden korunmayı sağlayan kolluklara gelince; bunlar kelepçeler şeklindedir ve yanlarında yardımcı kelepçeler niteliğinde ikişer tane daha küçük kelepçelerin halkalarla bağlantıları sağlanarak yapılmış üstleri ise altın varaklarla süslenmişlerdir.
Savunma silahları arasında kırmızı ya da siyah sahtiyandan yapılmış eldivenler de bulunurdu. Kadınlar tarafından gümüş iplik ve sırmalarla işlenerek hazırlanan ve deri kemeler ile ele bağlanan eldivelerin üstündeki dikili zırh parçalarıda dikkatleri çekmektedir.
Çerkes motiflerinden oluşan süsler arasında boynuz ve yaprak şekilleri de göze çarpmaktadır.
Soğuk silahlar
Müzelerde sayıları oldukça kabarık Çerkes dalkılıçları koleksiyonu vardır. Bunlar 14-15.yüzyıllardan günümüze ulaşmıştır. Beloreçensk (Maykop yakınlarında bir yer) kurganı ve yüksek yerlerde yapılan kazılarda elde edilen bu kılıçların önemli özelliklerinden biri, uçlarının sivriliği ile süngüye benzerlikleridir. Hiç tahmin edilemeyecek şekilde zırh halkalarını delerek vücudu yaralayabilirler. Ayrıca müzede pek ender bulunan sivri uçlu dalkılıçlar arasında ayrı zamanlarda yapılmış 16-17.yüzyıllara ait iki benzer kılıç dikkat çekmektedir. Birbirine son derece benzer olan bu kılıçlardan birinde altın varakla işlenen ustasının adı vardır. Bu iki sivri uçlu kılıç Çerkeslerce 1687de üretilen örneklerdir. Kabardey ustalarca yapıldıkları sanılmaktadır..
Ustalar önceleri Astrahana daha sonraları 1661li yıllarda Moskovaya "pulat" kılıçlarını üreten ve bunların dökümlerini gerçekleştiren ustalar olarak götürülmüşlerdir. 17.yüzyılda Adigelerde kılıç ya da uzun bıçak diye adlandırılan yeni bir soğuk silah türü belirmiştir. Bu biçim dalkılıçları diğerlerinden ayıran özelliği; elleri korumaya yarayan kabzaların haç biçimini taşımaması, ayrıca bıçak bölümü ile sapın kabzaya gömülmemesidir.
İki ağaç parçası halinde hazırlanan kabzanın üstünde özel hazırlanan deri yer almaktadır. Üzerleri sırma kadifelerle süslenen deriler genellikle yeşil renktedir, kadifeler fazla süslü olmamakla birlikte yine de savatlı işler rağbet görmekteydi.
Gümüş fişeklikler, şarjör bağlar bunun örnekleri ile doludur. Kılıç kemerlerinin üzerinde de yalın gümüş ya da demirden çeşitli parçalar vardır. Bazı kemelerin süslemesinde ise sırma şeritler kullanılmıştır. Zamanla kuzey-batı Kafkasyada kılıçların popülaritesi arttıkça dalkılıçların kullanımından bütünüyle vazgeçilmiştir.19.yüzyılda artık Çerkes dalkılıçları ile karşılaşma olasılığı yoktu. Devlet Tarih Müzesinde üzerine 1713 yılında üretildiği kayıtlı en eski kılıcın metal kısmı batı Avrupa kökenlidir. Sapı siyah renkli boynuzdan yapılmıştır. Buradaki en ilginçi kılıçlardan biri de görünüş bakımından son derece güzel 1857 tarihli dar bir kılıçtır. Altın ve gümüş kakmalarla sapı süslenen bu kılıçtaki karekteristik Çerkes motifleri arasında yuvarlak, yarı yuvarlak boynuz şekilleri, kıvrımlı lüleler, çelenge benzer çiçekler, yapraklar ve gülü anımsatan oymalar vardır. Üzerinde hafif oval kanalcıklar bulunan bıçak kısımları keskin bir aletle şekillenmiş ve hepsi orijinal Çerkes motiflerine sadık kalınarak üretilmişlerdir.
Çerkesler tarafından pek korunmayan kamalara karşın, nesillerden nesillere aktarılan kılıçlar değerli sayılmaktadır. Gerçek şu ki Çerkesler kamalar ve dalkılıçlara fazla vermemişlerdir. Bununla birlikte hemen herkes kama taşır yıpranmış ya da kullanılamayacak hale gelmiş olanları da tamir edilerek korunurdu. 19.yüzyılın yetmişli tarihlerinde batı Kafkasyada görünmeye başlayan Dağıstan ustaları -çoğu da kama üretimi ile- ünlü olmuşlardır. Müze koleksiyonları arasında Çerkesyada yapılmış ilginç birer ürün olarak dikkat çeken bu kamalar savatlı motiflerler eski bir yapı görünümü taşımaktadır. 19.yüzyılın ilk yarısına aittirler. 20.yüzyılda yapılanlar ise üzerinde iri buğday taneleri ile oldukça şık ve modern bir hava taşımaktadır.
Atış silahları
Bu tür silahlar arasında yeralan ok, yay, mızrak gibileri oldukça az kalmıştır. Boynuz, ağaç, fırınlanmış kiriş ve sinirler zamkla yapıştırılarak üretilmişlerdir.
Boynuza kiriş çekilirken, yayın gerginliği ve çekimin mükemmelliği açısından bu işlem iç taraftan yapılırdı. Hayvan kirişleri sinirler pişirildikten sonra boynuza balık tutkalı ile yapıştırılırdı. Böylelikle boynuzun bir ucundan diğerine çok elastik bir yay oluşurdu. İnce bir kat ağaç yayın dış tarafına konulur uçlarıda kemik ve kirişlerle kaplanırdı. Yayın ağaç bölümünün sırt tarafına siyah deri yapıştırılıp bunların üzerleri de altın yaldızlarla donatılırdı.
Bir araştırıcının yazdıklarına göre 15.yüzyılda gereksinim duyulan okların tamamı Çerkes evlerinde yapılmaktaydı. Yani bunların üretiminde özel ustalara gerek yoktu. Üretilen okların uçları son derece dayanıklı, menzili oldukça yüksek sayılmaktadır.
Yay ve oklar için kılıfları Çerkes kadınları evlerinde yaparlardı. Çiçek motifleri ya da sırmalarla süslenen kılıflar kırmızı ya da siyah sahtiyandandır. Anlaşılabildiği kadar 18. yüzyılda ok ve yaylar ateşli silahlarla birlikte kullanılmaktaydı.
Çerkeslerin imal ettikleri ok ve mızraklar Tatarlar ve Nogaylar tarafından ortalama yılda üçyüzbin adete varan miktarlarda satın alınıyordu.
Ateşli silahlar
Kuzey kafkasyada ateşli silahların kullanımı 16.yüzyıla uzanmaktadır. Ancak toplumun büyük bir bölümünde 18.yüzyılda yaygınlaşmış bununla birlikte ok ve yay gibi silahların kullanımıda devam etmiştir.
Ateşli silahlar Kırım ve Dağıstandan geliyor az miktarlarda ise yerel üretim yapılıyordu. Kırım yapımı silahların gövdeleri yontulmuş, üzerinde Türk damgası vardır. Bunlar 18.yüzyıl sonu ile 19.yüzyıl başlarına aittir. Dipçikleri uzun ve ince olan silahlar terbiye edilmemiş deri ile kaplıdır.
Ancak yerli tüfeklerin gövdeleri oldukça ağır ve gerek gövdelerinde gerekse dipçiklerinde Çerkes motifleri ile gümüş işlemeler de görülmektedir. Moskova ve Leningrad müzelerinde 19.yüzyıla Çerkes tabancaları sergilenmektedir.
Kafkasya savaşları sırasında verimi yüksek silahlar seri halde üretilmekteydi. Bunlara Türk stili çekmekler eklenmekteydi. Tabanca gövdeleri altın varaklar ile süslenmekte yatak bölümleri ise siyah deri ile kaplanmaktaydı. Silah kabzaları yuvarlak kemikten, genellikle gümüş işlemelidir. Tamamlayıcı bütün gereksinimlerde savat ve gümüş kamalarla süslüdür.
Ayrıca tamamen fildişi ve gümüşle işlenmiş çok güzel tabanalar da segilenmektedir. Ateşli silahlar için özel bir donanım da ortaya çıkarılmıştır. Ağaç oluklar, fişaklikler(hazırlar), ölçekler, barutluklar vs. gibi.
Fişeklikler Çerkes giysilerinin (çerkeskanın) göğüs bölümüne yerleştirilmişlerdir. Bunların üst bölümlerinde ulusal motiflerle süslenmiş gümüşlerden olan kapaklar bulunmaktaydı. Bunlar aynı zamanda barut ölçeği olarak ta kullanılmaktaydı. Yüksek kaliteli barutlar çakmakların ateşleme yerine dökülerek ateşlenecek şekilde ayarlanırdı. Barutlar özel olarak yapılan bartuluklarda korunurdu. Bunlar ağaçtan, boynuzdan, kemikten, gümüşten süslemelerle üretilmişlerdi. Tabancalar için yapılan deri kılıfların tümü kadınlar tarafından hazırlanmakta ve altın gümüş ipliklerle süslenmekteydi. Kılıfların dip kısımları açık olup her boyda tabancaya uyacak şekilde yapılmaktaydı.
At teçhizatı
Atların donatılması çok çeşitli eşyanın varlığıyla ilgilidir. Geçmişte atların çoğaltılması ve yetiştirilmesi özellikle Kaberdeylerin çok önem verdikleri bir uğraştı..
Kaberdey atları Rusyadan Gürcistana, Kırıma, Litvanyaya, Polonyaya satılmaktaydı. Örneğin Kırım pazarlarında Kaberdey atlarının fiyatı diğer atların 25 katına kadar ulaşabiliyordu.
Ata bu kadar önem verilen Çerkeslerde at takımlarının yapımı ve bunların süslenmeside aynı derecede önemseniyor ve bu iş önde gelen mesleklerden biri sayılıyordu. Bu eşyalar dört işleme ayrılarak ortaya çıkartılıyordu: Tahta bölümler, saraç işleri, demir işleri, gümüş işleri.
Saraçlar tahta bölümleri deri ile kaplarlar, at takımları için gerek duyulan deri, kösele işlerini, kemer ve benzeri malzemeleri hazırlarlardı. Siyah renkli ham kemerlerin üstüne gümüş ya da madenden yuvarlak ve yarıyuvarlak süsler yapılırdı. Bunlar genellikle savat ve ovmalı parçalardı.
Kafkas eyerleri diğerlerine nazaran daha yüksektir. Kırmızı ya da siyah sahtiyanla kaplıdırlar ve içleri kuştüyü ile dodurulmuştur. Eyere ilişkin ya da ona bağlı tüm takılar Kafkas motifleri ile işlenmiş gümüş ya da madenden (büyük parçalardan) oluşmaktadır.
Yuvarlak demirden yapılan üzengiler, üzerinde bir işleme yoksa kırmızı ya da siyah boya ile boyanırlar.
Kafkasyalılarda mahmuz kullanılmamıştır. İri olmayan ince ve esnek kırbaçlar atın yönlendirilesinde rağbet görmüştür. Üstleri gümüşlerle süslenmiş şeritlerle sarılmış, uç kısımlar ise deri ya da kumaşlardan meydana
getirilmiş ve bu kırbaçların tümü flamalarla süslenmiştir. Bunların yapımında da kadınların önemli rolleri bulunmaktaydı.
Çerkeslerin günümüze kadar devamlılığını sürdüren geleneklerin birisi de "kaşenlik adetidir. Bu adet bekar genç kız ve erkekler arasında evlilik öncesi dönemde gerçekleşmektedir. Diğer geleneklerde olduğu gibi habze adı verilen kurallarla sınırlıdır. Kaşenlik birbirinden hoşlanan genç kız ve erkekler arasındaki arkadaşlık ilişkisine denmektedir.
Çerkes kız ve erkekleri birbirleri ile düğünlerde, toplantılarda, muhabbet ortamlarında birlikte olurlar. Bu toplantılar en yaygın olarak köylerde görülür. Bu tür toplantılarda genellikle bir kaç köyün gençleri biraraya gelir. Sabahlara kadar süren sohbetler, oyunlar ve eğlenceler yapılır. Bu geceler gençlerin birbirlerini tanımalarına yardımcı olmaktadır. Muhabbet geceleri bir eğlence kaynağı olduğu kadar aynı zamanda eğitim yereri de sayılmaktadır. Kızlar ve erkekler belirli bir yaştan başlayarak bu tip toplantılarda Çerkes adet ve görenekleri çerçevesinde eğitilirler. Bütün eğlence, düğün ve toplantılarda "thamate" adı verilen bir kişi bulunur.
Kim Kimle Kaşen Olabilir?
Aynı sülaleden olan kişiler kaşen olamazlar. Akrabalık derecesi ne kadar uzak olursa olsun yasaktır. Aynı köyden kişilerin kaşen olmaları hoş karşılanmaz. Bu kural günümüzde biraz yumuşamıştır. Artık aynı sülaleden olmamak koşuluyla kaşenliğe fazla tepki duyulmamaktadır. Muhabbet toplantılarında kızlar ve erkekler karşılıklı otururlar.
Birden Fazla Kaşen
Gençlerin her toplantıda farklı kaşeni olabildiği için bir Çerkez kızının ya da erkeğinin evleninceye kadar çok fazla kaşeni olabilmektedir. Toplantıda amaç tanışmak, eğlenmek ve kendine uygun bir eş seçmek olduğu için kaşenlik bazen ciddi bazen de şaka şekliyle ortaya çıkmaktadır. Sayısı fazla olan şaka kaşenliğinin çok fazla bir ciddiyeti yoktur.
Kız ya da erkek birbirlerinin daha önceki kaşenlerine karşı herhangi bir olumsuz tavır takınmazlar. Eski kaşenlerle sosyal ilişkiler kesilmez. Çünkü daha önceki kaşenlerin şaka olduğunu her iki tarafta kabullenmiştir. Kadın ya da erkek eski kaşenleriyle bu benim eski kaşenim diye espri yapabilir. Dolayısıyla kızın ya da erkeğin birden fazla kaşeni olması yadırganmamaktadır.
Evlenmeye Aracı Olan Kaşenlik
Pseluk ile başlayıp daha sonra da devam eden kaşenlik iki bölümü ayrılmaktadır. Bunlardan birisi şaka diğeri ise ciddi kaşenliktir.
Şaka kaşenliğine semerko denmektedir. Bu durumda kişiler ciddi olmasalar bile yalnız o geceye ya da bir kaç geceye mahsus kaşen olabilirler. Burada amaç eğlenmek, birbirlerini tanımak bunu yaparken de hoş zaman geçirmektir. Şaka kaşenliğinde kız ve erkek birbirlerine sanki evleneceklermiş gibi övgü dolu sözler söyler.
Kaşenliğin bir de ciddi boyutu vardır. Bu durumda birbirlerini beğenen kız ya da erkek evlenmek için arkadaşlık kurmak isterler. Eğer karşı taraf kabul etmişse diğer toplantılarda da görüşerek bu ilişkiyi devam ettirirler. Ancak ciddi kaşenlikte daha çok pisehluk ile başlamaktadır. Erkek bir kaç arkadaşını alarak kızın ya da onun herhangi bir akrabasının evine gider. Kızın da mutlaka yanında bir ya da bir kaç arkadaşı bulunmak durumundadır. Burada kıza kaşenlik teklifini sunar. Bu durumda kız ve erkek arkadaşlarının yanında teklifi değerlendirirler. Birbirlerinden beklentilerini ve isteklerini söylerler. Kaşenliğin her iki boyutunun da kendine özgü kuralları vardır. Kaşenlik eğer ciddi ise ve sonuçta evlilik düşüncesi ile kişiler birbirlerini tanımaya çalışıyorsa bu durumda toplantılarda şaka kaşenliği gibi ulu orta gündeme getirilmez. Bu durumda bir çok muhabbette bir araya gelebilirler, bir çok konudan konuşarak birbirlerini daha iyi tanımaya çalışırlar. Ancak ilişkileri diğer kaşenliğe göre resmiyet kazanır. Diğeri kadar serbest değildir. Her ne kadar bu kişiler evlilik kararıyla birbirlerini tanımaya çalışsalar da mutlaka evlenecekler diye bir koşul yoktur. Eğer bir engel söz konusu ise her iki taraf bu durumdan vazgeçebilir.
Evlenme Sözü ve Euç
Kişiler evlenmeye karar verirlerse bu kez kendi aralarında sözleşirler. Bu durumda da euç denilen bir armağan verilir. Euç söz karşılığı verilen maddi bir armağandır. Söz verdi anlamına gelir. Kaşenlik sonucunda evlenmeyi kabul etti demektir. Bu armağanı erkek bayandan ister. Bayan da kendi insiyatifinde bir armağan verir. Bu armağan bir boyun bağı, mendil, yüzük, bilezik olabilir. Erkek de bunun karşılığında kıza bir yüzük vermektedir. Bu karşılıklı amağan verme durumu yalnız kız ve erkek arasında olmaz. Kızın ve erkeğin yanında arkadaşlarından ya da akrabalarından birkaç kişi bulunmak durumundadır. Söz verme ve armağan verme olayı onların tanıklığında olmaktadır.
Evlenmek amacıyla kaşen olan ve bunu söz altına alan genç kız ve erkekler bu durumda toplumdan ayrı bir yerde yalnız başlarına konuşamazlar. Onların yanlarında mutlaka arkadaşları da olmak durumundadır. Toplumun dışında ve toplumdan habersiz bir yerde konuşmaları yasaktır. Bu durum evleninceye kadar böyle devam eder.
Eş Seçimindeki İncelik
Gerek evlenmeye karar veren gerek yalnız bir kaç toplantıda kaşen olan kişiler birbirlerini aileleri ile tanıştırmazlar. Arkadaşları ve o ortamda bulunan kişiler onların kaşen olduklarını bilir. Anne ve babalarına kaşen olduklarını söyleyip birbirlerini tanıştırmaları ayıp olarak karşılanır. Aileler kızın ya da erkeğin kaşenini toplumlardaki diğer kişilerden öğrenerek haberdar olurlar. Ancak evlenme zamanında ailelere bildirilir. Bu durumdan da yalnız anneye sözedilir. Kaşenlik adeti Çerkez toplumunda kızın ya da erkeğin evleneceği kişi hakkındaki kararı kendilerinin vermesini sağlar. Büyükler müdahale etmezler. Ancak evlenmek üzere kaşen tercihi yapan kişiler daha çok aile yapılarına uygun toplumsal kurallara ve adetlere uyacak kişileri tercih ederler. Bu nedenle birçok toplantıda kız, erkeğin ya da erkek de kızın hal ve hareketlerini kontrol eder.. Evlilik tercihi yaparken bu tip kişilerle yapmayı isterler. Çünkü Çerkes kültüründe toplumsal normlara uygun olarak hareket etmek gerekmektedir. Bireylerden görgü kurallarına gelenek ve göreneklere uygun davranış göstermesi beklenmektedir.
Kız Kaçırma
Kaşenlik ile başlayan evlilik aşamasında nişanlılık ve söz gibi durumlara pek rastlanmaz. Bunun en önemli nedeni kaçırma şeklinde evlenmenin gelenek ve göreneklerinde yer almasıdır. Gençler evlenmeye karar verdikten sonra maddi olanaksızlıklar, kendisinden büyük başka birinin evlenecek olması gibi nedenlerden dolayı kaçırma biçiminde evlenmeyi tercih ederler. Ancak Çerkes kültüründeki kaçırma şekli diğer uluslardan farklı olarak kendine özgü bir nitelik gösterir. Bu şekilde evliliğin olması nişan ve söz gibi törenlerin yapılmasını gerekli kılmamaktadır. Yine kişiler zaten kaşenlik dönemlerinde birbirlerini yeterince tanıdıkları için ayrıca bu tür dönemlere gerek duymazlar. Ayrıca Çerkeslerde adetler kişilerin ilişkilerine çok fazla sınırlama getirdiği için bu döneme her iki tarafında katlanabilmesi zor olur. Çünkü nişanda büyüklerde işin içine girerler. Onlarla olan iletişimde konuşma ve görüşme yönünden bir takım güçlükler olduğu için kişiler nişanlı olarak kalmayı pek tercih etmezler. Ancak günümüzde söz ve nişanlılık dönemi Çerkesler arasında da yaygınlık kazanmıştır.
Çerkes ulusundaki genç kız ve erkekler genellikle aynı ulustan olan kişilerle evlenmeyi tercih etmektedirler.
Çerkes kızlarının sosyal durumu hiç bir ulusun kızlarına benzemez. Doğuda kızlar kapalı, örtülü ve hapis, batıda güvensiz bir özgürlüğe sahip. Çerkes kızları ise tam bir gelecek ve özgürlüğün sahibidir.
Mr.Longworth gibi Avrupa mantığı ile kadını düşünen bir kişi bile bu derece geleceği çok görür ve Avrupa kadınlarında bu kadar özgürlüğün olmadığını söyler. Mr.J.Bell ise Çerkes kadınlarının tavır ve hareketinde islam usülü galiptir. Ancak Çerkes kızları eski Çerkes geleneklerine tümüyle bağlı olup Avrupanınözellikle yüksek tabakasına mensub kadınlarına, tavır ve hareketine tümüyle uyuyorlar diyerek Çerkes kızlarının yaşam biçimini övüyor. Doğallıktan gelen bu yaşama biçiminin eleştiriye değer bir tarafı yoktur. Çünkü hukukuna sahip,kişilikli herbir kadın için en doğru yol budur. Çerkes kızlarıda Çerkez delikanlıları gibi kendini gösterme, üstün gelme, daha yüksek dereceye erişmek aşkını taşırlar. Hiçbir konudaikinci kalmamaya çalışırlar.
Kızlar ailenin en nazlı bir bireyidir. Peder çouklarından yanlız kızlarına yumuşak davranır. Anne bütün şevkat ve dikkatini ona yöneltir. Kardeşleri taparcasına severler. Aile içinden hiç biri bu aziz konuğun gönlünü kırmaz. Kız annesinin bir görev arkadaşıdır. Ona her konuda yardım eder. Dikiş tümüyle kıza aittir. Hatta kızı olmayan komşuların dikişlerinede yardım eder. İplik eğirmek, şayak dokumak kızın görevlerindendir. Aile bireylerinin elbiselerinin temiz olması, yırtık bulunmaması, konuk ve oturma odalarının yılda birkaç kez badana edilmiş olması, konuk odası yatak ve takımlarının temiz bulunması, kızın ününü ve değerini artırır. Çünkü Çerkesler; kızların değerini güzelliğiyle değil ev kadını olabilmek için gösterdiği yetenekle değerlendirdikleri için kızlar tembel ve beceriksiz, havai olmamaya, son derece aktif ve temizliğe uymaya zorunludurlar. Köylü yaşamı yaşayan ve genellikle zengin olmayan Çerkeslerin yalın ve rahat küçük evlerinde görülenve ruhu okşayan temizlik ve özen, kadınların yoktan var ettikleri gönül çekici düzenlerle ve güzelleştirmelerde herhalde takdire değer.Yüksek bir terbiye ruhunun orada hakim olduğunu gösterir.
Kız erkeklere armağan verir ve armağan alır. Bu biçimde arkadaşlarıyla bir erkek gibi diyalog kurabilir.
Mamrukaya şaş adıyla tanınmış bir kız, bir çok isteklileri varken bir adam için bu kadar arkadaştan nasıl vazgeçeyim diye geç yaşına kadar evlenmemiştir. Bu söz Çerkes kızlarının evlenmeden önce geleceklerini, evlendikten sonra kocalarına, anneliğe ne derece samimiyetle sevgi beslemek ve sadık kalmak istediklerini gösterir. Doğuştan zeki olan Çerkez kızları konuşmalarında gayet zarif nükteler yaptıklarından, delikanlıların en korktukları şey kızların karşısında zor durumda kalmalarıdır. Konuşma özgürlüğü içinde genellikle şakalı, ancak ince bir uslüp kullanılır. Kaba tavır ve söz sevilmez ve ayıp sayılır. Bunun için inceliğe son derece önem
verirler. Delikanlı kızlarla serbest görüşmeyi, onların iltifatlarına mahzar olamayı kendileri için bir hak sayarlar. Mr.Longworth Çerkes kızı ve delikanlılarının bu serbest kaynaşmasından sözederken akla gelebilecek olanları açıklayarak; Honi soit qui maly pense yani Bundan kuşku duyana lanet olsun diyor.
Çerkez kızlarını görmemiş bazı Avrupa yazarları Çerkes kızlarına kama taşır diye bir değerlendirme yaptılar. Bu olacak şey değildir. Oysa, bu kızların tek silahı namusudur. Onun namus sevgisi önünde her şey saygıyla eğilir ve bir kızın namusunun lekelendiği görülmemiştir. Mr.J.Bellde Çerkes kızları göğüste çapraz gümüş düğmelerle iliklenmiş sıkı montları ile, sırma şerit ve gümüş topla süslenmiş taçlarıyla bir savaşçı gibi görünürler. Ancak saldırgana karşı bütün silahları yüksek namuslarıdır. Bu giysi içinde saç örgülerinin belden aşağıya uzanması, nazik hareketleri, özellikle uzun boylu kızlara gerçekten zerafer özelliği veriyor. Kızlar sürekli yüzleri açık olarak gezerler. Ancak öyle arsızca erkek kalabalığına asla girmezler. Erkekler dolu olduğu halde konuk odasına, yaralıya hizmet etmek üzere geldiğini defalarca gördüğüm güzel ve uzun boylu kız orduda arkadaşlarına karşı bu sakeri görevi yapan ORLEAN KIZLARINI bir kaç defa aklıma besttir. Evinde erkeklerin ziyaretini kabul eder,konuğa saygı gösterir. Ancak bu konuda yalnız ana ve baba değil, ailenin büyüklerinden kimse yanında bulunmaz. Aslında kızınbulunduğu topluma ana-babanın girmemesi gerekir. Bunun için kızı düğünde bulunan baba dans yerinde bulunamaz, babanın yanında kızın oynaması saygısızlık diye nitelendirilir.